Fatımiler

Fatımî Devleti’nin Kuruluşu ve Siyasi Gelişimi
Fatımî Devleti, Ebu Muhammet Ubeydullah tarafından 909 yılında Tunus’ta kurulmuştur. Kendilerini Hz. Ali soyuna bağlıyan Fatımîler , devletlerine de Hz. Ali’nin hanımı ve aynı zamanda Hz. Muhammed’in kızı olan Fâtıma (Fatma)’dan dolayı bu ismi vermişlerdir. Fakat onlar Hz. Ali soyundan geldiklerini iddia etmişlerse de, bunu doğrulayacak herhangi bir delile rastlanmamıştır.

Ebu Muhammet Ubeydullah, Fatımî Devleti’ni kurmadan önce Mısır’da yaşıyordu. Şiî propagandaları sayesinde çevresine çok sayıda taraftar toplamıştı. Sünni Abbasi Halifesi, Mısır’da bulunan Şiîleri sıkıştırınca Mısır’dan çıkmak zorunda kalmışlar, 909 yılında Tunus’taki Aglebiler Devleti’ni yıkarak Fatımî Devleti’ni kurmuşlardır (Harita 4-1). Ubeydullah kendisine önce Kayrevan şehrini başkent yapmışsa da, daha sonraları kurduğu el-Mehdiye’yi başkenti yapmıştır (921)
Fatımîler ilk dönemlerinde iç karışıklıklar, salgın hastalıklar ve kıtlıkla mücadele etmişlerdir. Bu dönemde, Haricîlerin büyük desteğini alan Ebu Yezit isyan ederek birçok Fatımî şehrini işgal etmiş ve başkent Mehdiye’yi de kuşatmıştı. Tam bu sırada Halife Ubeydullah ölmüş (934) ve yerine oğlu Mansur geçmiştir. Ebu Yezit’e karşı Mansur’da mücadeleye devam etmiş ve onu yaptığı bir savaşta öldürerek ülkede çıkan iç isyanları sona erdirmiştir.
Fatımîlerin en büyük hedefleri Mısır’ı ele geçirmekti. Bunun için Mısır’a birçok askerî seferler düzenlemelerine rağmen, o zamanlarda Mısır’a hâkim olan İhşidoğullarının şiddetli direnişleri nedeniyle başarıya ulaşamamışlardır. Fatımîler, el-Mu’izz Döneminde (953-975) gerek Mısır yönünde, gerekse Akdeniz’deki Sicilya adası üzerine başarılı akınlar yapmışlardır. Sicilya’ya gönderilen Ahmet adındaki emir, Taormina’yı alarak, buranın adını el-Mu’izziye olarak değiştirmiştir. Daha sonra Rametta şehrini de ele geçiren Fatımîler, bu şehir civarında yapılan savaşta, BizanslIları yenilgiye uğratmışlardır. Emir Ahmet, ayrıca denizde de Bizans donanmasına karşı başarılı zaferler elde etmiştir. Bu seferler sonucunda Sicilya, Fatımîlerce ele geçirilmiştir.
Halife el-Mu’izz Döneminde Mısır üzerine yapılan seferlerde ordunun başına başarılı bir komutan olan Cevher’in getirilmesiyle üst üste başarılar elde edilmiştir. İhşidoğullarının zayıf durumundan yararlanan Cevher, başkent Fustat’ı ele geçirerek, İhşidilere son vermiştir (969).
Mısır’ı alan Fatımîler, Müslümanlarca kutsal sayılan Hicaz bölgesindeki Mekke ve Medine’yi almak için harekete geçmişler ve bunda da başarılı olmuşlardır. Daha sonra Suriye’ye yönelen Fatımîler, Halife el-Aziz Döneminde (975-996) Şam’ı almışlardır. Suriye’deki Fatımî yönetimi, en kuzeyde yer alan Trablus’a kadar ilerleyerek bu bölgeleri de ele geçirmişlerdir. Fatımîler en geniş sınırlarına Halife el-Mustansır (1036-1094) zamanında ulaşmışlardır. Halife el-Mustansır, Fatımîlerin en uzun süre iktidarda kalan hükümdarı olmuştur. Onun zamanında da Filistin, Suriye ve Yemen bölgeleri alınmıştır.
Halife el-Mustansır Döneminde Türk ve Berberîler arasında kanlı çatışmalar yaşanmış, ordudaki düzen bozulunca da ülkede iç karışıklıklar çıkmıştır. Fatımîler, Bağdat’taki Şiî Büveyhoğulları Devleti’ni, Abbasi halifesine karşı desteklemelerine rağmen sonunda başarıya ulaşamamışlardır. Çünkü Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Abbasi halifesini korumuş ve Büveyhoğullarını Bağdat’tan çıkararak halifeyi onların baskısından kurtarmıştır. B öylece Fatımîlerin Suriye toprakları üzerindeki nüfuzları azalmıştır.
Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, ülkesine döndükten sonra Türk komutanlarından olan Arslan Besasirî, Bağdat’a girerek hutbeyi Fatımî halifesi adına okutmuştu. Bunun üzerine ikinci defa Bağdat’a gelen Tuğrul Bey, Arslan Besasirî’yi etkisiz hale getirmiştir (1055).
Selçuklu hükümdarı Sultan Alp Arslan, Fatımî Devleti’ni ortadan kaldırmak amacıyla Suriye’ye girerek Halep’i almıştır. Fakat tam bu sırada Romen Diyojen’in Doğu Anadolu’ya doğru ilerlediği haberini alınca seferini yarıda keserek geri dönmek zorunda kalmıştır (1071).

Fatımîlerin Tarihteki Önemleri ve Batınîlik Propagandaları
Şiîlik, yani Hz. Ali taraftarlığı olarak başlayan hareket, Sünniliğe çok yakın ılımlı akımlar ile Hz. Ali’ye çok farklı anlamlar ve kimlikler isnat edecek kadar ileri giden aşırı akımlar halinde gelişmiştir. Hz. Ali taraftarlarının başlangıçtaki amaçları, Hz. Ali soyundan birini halife yapmaktı. Fakat bu siyasi amaçlarını, kısa bir süre sonra dinî bir platforma çekerek fikir sistemi halinde işlemeye başlamışlardır.
Sünnilik: Dini, sosyal ve siyasi hayatı düzenleyen, kurallarını ortaya koyan ve Hanefi, Maliki, Şafii ve Hambeli mezhepleri olmak üzere dört mezhep halinde ortaya çıkan sistem 765 yılında Hz. Ali soyundan 6. İmam Cafer-i Sadık ölmüş ve yerine büyük oğlu İsmail’in imam olması kararlaştırılmıştı. Fakat bilinmeyen nedenlerden dolayı bundan vazgeçilerek küçük kardeş Musa imam yapılmıştır. Bu da Şiiler arasında ilk kesin ayrılığa neden olmuştur. Musa’nın tarafını tutanlar Şiîliğin ılımlı bir kolunu oluşturmuşlar, buna karşın İsmail taraftarları da İsmailîlik adı altında bir araya gelmişlerdir.
İsmailîler, Kur’an-ı Kerim’in açık anlamlarına inanmayarak kendilerine göre ayetlere başka anlamlar yüklemişlerdir. Onlara göre Kur’an’ın, bir görünen açık anlamı, bir de batın yani gizli anlamları bulunuyordu. Bu çerçevede İsmailîlere, Kur’ana tamamen ters davranışlarından dolayı Batınîler de denmiştir.
IX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batınîler, fikirlerini yaymak ve taraftar kazanmak için her tarafa daîler (propagandacılar) göndermişlerdir. Batınîlerin ilk büyük başarıları, çokça taraftar buldukları Kuzey Afrika’da Fatımî Devleti’ni kurmak olmuştur. Fatımî Devleti’nin kurulmasıyla İslam dünyası fikrî akımlar yanında, fiili olarak da ikiye bölünmüş oldu. Çünkü Fatımîler, Sünni Abbasi halifesini tanımamışlar, kendilerinin de halifeliği temsil ettiğini iddia etmişlerdir.
Fatımîler, Şiîliği yaymak için daîler yetiştirmek üzere Dârül-Hikme adında yüksek okullar açmışlardır. Dâilerini de özellikle Sünniliğe ve dolayısıyla Abbasi halifesine bağlı olan Selçuklu topraklarına göndermişlerdir. Selçuklular buna karşılık ülkelerinde birçok medrese açarak daîlere karşı önlem almaya çalışmışlar, Fatimîlere de aynı yolla karşılık vermek üzere din adamları ve müdderisler yetiştirmişlerdir. Batınîliği benimseyen en ünlü daîlerden birisi Hasan Sabbah’tı. İranlı olan Hasan Sabbah, 1072 yılında, eğitilmek üzere Fatimî halifesinin yanına gönderilmiş, 1081 yılında da İran’a geri dönmüştü. 1090’lı yıllarda Hazar Denizi’nin güneyindeki Alamut Kalesi (Kartal Yuvası)’ni ele geçirdikten sonra, burayı kendisine merkez yaparak propagandalarına başlamıştır. Fatımî Devleti’nin dıştan yaptığı mücadeleyi Selçuklu ülkesine sokmayı başaran Hasan Sabbah, daha sonraları Fatımîlerle olan ilişkisini keserek, Selçuklular aleyhine çalışmaya başlamıştır. Kendi faaliyetlerine karşı çıkanları, adamları sayesinde birçok suikast düzenleterek ortadan kaldırtmıştır. Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk ve Abbasi Halifesi el-Müsterşid gibi devlet adamlarını da öldürtmüştür. Hasan Sabbah, adamlarının cesaretlerini artırmak ve kolaylıkla yönetmek için onlara haşhaş (afyon) yedirmesinden dolayı, Batınî hareketi taraftarlarına Haşişîler de denmiştir.
Fatımîlerin uyguladıkları bu yıkıcı ve bölücü propagandalar, Büyük Selçuklu Devleti’ni olumsuz yönde etkilemiştir. Batınîliğin beyni olarak kabul edilen Alamut Kalesi, 1256’da İlhanlı hakanı Hülagü tarafından ele geçirilmiş ve buradakileri öldürterek Batınîlere son vermiştir.

Fatımî Devleti’nin Yıkılışı
I. Haçlı Seferi sonunda Haçlılar, Kudüs’ü ele geçirerek burada Kudüs Krallığı’nı kurmuşlardı. Fatımîler Haçlılarla zaman zaman işbirliği yapmış olsalar da, onlarla uzun yıllar mücadele etmişlerfakat bunda başarılı olamamışlardır. Fatımîlerin son dönemlerinde yönetimde vezirler etkili olmuş ayrıca Kudüs Krallığı ile de mücadele edilmiştir. Bu durum karşısında Fatımî veziri Şaver’in Musul atabeyi Nurettin Mahmut Zengi’den yardım istemesi üzerine, o da komutanlarından Şirkuh’u bir ordu ile Mısır’a göndermiştir. Şirkuh, yapılan yardımın sonucunda Mısır’da vezirliği tekrar ele geçirmişse de kısa bir süre sonrahayatını yitirmiştir. Bunun üzerine Şirkuh’un ordusunda yer alan yeğeni Selâhattin, onun yerine geçmiştir. Selâhaddin, hiçbir etkinliği kalmayan Fatımî Devleti’ne 1171 yılında son vererek, Mısır’da Eyyubî Devleti’ni kurmuştur. Hutbeyi de Abbasi halifesi adına okutturmuştur.

Fatımîlerde Kültür ve Uygarlık
Devlet Yönetimi: Fatımîler, Abbasi halifeliğini tanımayarak ikinci bir halifelik kurmuşlardır. Şiî bir devlet olan Fatımîlerin kurucusu olan Ubeydullah, kendisini halife ilan etmiştir. Halifeler, devlet başkanı olarak görev yapıyorlardı. Ülke, ilk halifeler döneminde çok iyi yönetilmiştir. Fakat daha sonraları çocuk yaşta ve deneyimsiz halifelerin başa geçmesinden dolayı etkinliklerini kaybetmişlerdir. Bunun sonucunda da yönetimde vezirler ve güçlü komutanlar etkili olmaya başlamıştır. Bunlardan bazıları yönetimde büyük başarılar göstermişler, devletin ömrünü uzatmaya çalışmışlardır.
Ordu: Fatımî ordusu coğrafi şartlar gereği, Berberî (Kuzey Afrika’da Berberistan halkı), Habeş ve Türklerden oluşuyordu. Zamanla Türklerin ordu içindeki güçleri artmıştır. Fatımî ordusunu oluşturan bu gruplar zaman zaman birbirleriyle de mücadele ediyorlardı. Bu mücadeleler esnasında devlet zor durumda kalıyor, düşman kuvvetleri de başkente kadar sokulabiliyordu.
Ekonomi: Fatımîler, Mısır dışında Kuzey Afrika’ya, Hicaz bölgesine ve Suriye çevresine hâkim olmalarından dolayı, milletlerarası ticaretin gelişmesi için de çalışmışlardır. Fatımîler böylece ticaretten büyük gelirler elde etmişlerdir. Fakat ekonomideki bu düzelmeler, gelir dağılımındaki büyük adaletsizlikten dolayı halka pek yansımıyor, devlet gelirlerinin büyük bir bölümü yöneticilere, subaylara ve memurlara ayrılıyordu. Bunlar bolluk ve lüks içinde yaşarken, halk ise yoksulluk içinde yaşamaya çalışıyordu. Özellikle Nil Nehri’nin yeterince taşmadığı yıllarda tarım üretimi azalıyor, bu yüzden sıkıntı ve yoksulluk da bir kat daha artıyordu. Bu gibi durumlar, zaman zaman ülkede çıkan iç isyanların da en büyük nedenlerini oluşturuyordu.
Sanat: Fatımîler, İslam sanatına bir yandan Kuzey Afrika, bir yandan da İran etkilerini kazandırmışlardır. En ünlü Fatımî eserlerinden birisi olan Mehdiye Camisi’nde, Sasanî eyvanlarına ve Roma zafer taklarına benzer bölümlere rastlanmaktadır. Kahire’nin kurulmasından sonra inşa edilen ünlü Ezher Cami’sinde ise İran sanatının etkileri belirgindir.
XI. yüzyılda yapılan El-Cuyuşî Camisi’nin mimari yapısı, diğerlerinden farklıdır. Bu caminin üst üste dört köşeli iki kulesi, küçük kubbeli sekiz köşeli de bir minaresi vardır. Bu tarz, daha sonraları yapılan Mısır camilerine de örnek olmuştur. Kahire Surları da günümüze kadar ulaşan Fatımî eserlerinden birisidir. Kahire’nin doğusunda bulunan, Büyük Şark (doğu) Sarayı ile Halife Aziz’in yaptırdığı Küçük Garp (batı) Sarayları günümüze kadar ulaşamamıştır. Fatımîler mimaride ana malzeme olarak taş kullanmışlardır. Fatımîlerden kalma ünlü kapılar ise Bâb el-Nasr, Bâb el-Futûh ve Bâb Zuvayla’dır.
Fatımîler yaptıkları yapıların dış yüzeylerini nişlerle (camilerdeki kubbelerde bırakılan küçük yuvarlak açıklık, girinti) süslemişlerdir. Ayrıca mimaride çini de kullanan Fatımîler, yapılarını kufi yazılar, geometrik ve bitkisel motiflerle süslemişlerdir. Fatımî mimarisinin etkilerini XII. yüzyılda Sicilya’da yapılan saraylarda, şatolarda ve kiliselerde de görmek mümkündür.

Bilim ve Kültür:
Fatımîler eğitim ve öğretime büyük önem vermişlerdir. Fatımî halifesi el-Hâkim, Kahire’de Dârü’l Hikme adıyla bir medrese yaptırmıştır. Bu medresede okuma salonları, kütüphaneler ve çok sayıda ders çalışma odaları mevcuttu. Bütün bilimlerin okutulduğu bu medresede, birçok bilim adamı da görev yapıyordu. Yine Kahire’de yapılan El-Ezher medresesi de, devrin ünlü eğitim kuramlarından birisi idi. Ayrıca bu dönemde zengin kütüphaneler de kurulmuştur. Ayrıca Fatımîler, Kahire’de bir de rasathane (gözlem evi) kurmuşlardır.

Kategori: 
Konu ile İlgili Resimler: 
Fatımiler

Yeni yorum ekle

Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.